BOZKIRDAN GELEN KIR ÇİÇEKLERİ Talip Apaydın
Talip Apaydın Köy Enstitü’lerinde okuyan 17 bin köy çocuğundan birisidir. 1926 yılında Ankara’nın Polatlı ilçesinin Ömerler köyünde “Arpalar biçilirken” doğdu. Babası, Beypazarı’nın Kapılı köyünden İbrahim Apaydın, bir Kurtuluş savaşı gazisidir. Yemen’de, Galiçya’da, Kafkas cephesinde ve Kurtuluş Savaşında Sakarya, Afyon, Uşak’ta 16 yıl askerlik yapmış, pek çok kez yaralanmıştır. Sırtında çanta kayışının izleri, göğsünde 3 kurşun yarası vardır. Her yaralanışta onu yerden kaldıran, sırtında taşıyan teğmen Talip’in adını, daha sonra kendi oğluna verecektir.
Talip Apaydın’ın babası askerden sonra köye döndüğünde yine topraksız bir köylüdür. Annesi ise bir Yörük kızıdır. Öldüğünde çocuk Talip üç yaşındadır. Babası yeniden evlenir. Talip analığının elinde kırgınlık içinde büyür.
Önce 3 sınıflı köy okulunu, sonra da kasabadaki “Yoksul Çocuklar Pansiyonunda” 5. sınıfı tamamlar. Okumaya devam etmek için çareler arar, bulamaz. Sonradan Çifteler Köy Enstitüsü adını alacak olan Hamidiye Köy Öğretmen Okuluna öğrenci alınacağını duyar.
Kurtuluş Savaşından sonra kurulan Cumhuriyet henüz devrimci dönemindedir. İsmail Hakkı Tonguç ve Hasan Ali Yücel gibi iki değerli aydının omuzlarında Anadolu’da bir mucize yaratılmaktadır. Köy Enstitüleri Mucizesi… İkinci Dünya Savaşının yoklukları içerisinde Türkiye’nin 21 yerinde 800’er 1000’er öğrencili Köy Enstitüleri açılır.
Okula kaydolacağı gün tam da 10 Kasım günüdür. Atatürk’ün ölümü Talip’teki öksüzlük duygusunu büyütmüştür. Ama okula hemen ısınıverir. Hamama gider, iç çamaşırı, kalın keten pantolon, gömlek, birer çift asker potini, iplik çorap alır. Akşam tabağını sıyırıncaya kadar yemeğini yer. Tertemiz ranzalarda beyaz nevresimli, yeni çarşaflı yatağında “dünyanın en derin uykularından birini” uyur.
Yayıncı, yazar Muzaffer Erdost o günleri şöyle anlatıyor:
“İç Anadolu’sundan Apaydın’ın, Batısından Başaran’ın, güneyinden Makal’ın, doğusundan Akçam’ın, Ege’sinden Baykurt’un, onlarca, yüzlerce, binlerce, köy çocuğunun, dumanlı dağları, cılga yolları, dar geçitleri, karlı gedikleri, dereleri geçerek bir ülkenin aydınlatılacak geleceğini birlikte yazmak için, kolları sıvayacaklar, oturacaklardı karatahtanın karşısındaki sıralara…”
Talip Apaydın Enstitünün erken bilinçlenen öğrencilerinden biri olur. Müzik yeteneğini geliştirir. Mandolin çalmaya başlar. Müdür Rauf İnan’ dan Türkçe öğretmeni Aydın Arıkök’den yararlanır. Enstitülerde kitap okuma seferberliği vardır. Birçok yerli ve yabancı klasikleri okur. Edebiyat sevgisini geliştirir. Köy Enstitü’lerinde
çalışkan ve dürüst kişi değerlidir. Birlikte çalışmanın, üretimde bulunmanın, eser yaratmanın coşkusu aşılanmıştır. Memleket sorunlarına eğilmeğe başlar. Köyler neden geri kalmış? Köylüler kimler tarafından sömürülüyor? Yoksulluktan, bilgisizlikten kurtuluş çareleri nelerdir gibi soruları tartışır.
O yıllar için çok tehlikeli fikirlerdir bunlar. Maksim Gorki, Panait Istrati, Sadri Ertem, Sabahattin Ali gibi hikayeci ve romancıları tutkuyla okur. Görüş ufkunu genişleten Kadın ve Sosyalizm, Sosyal Mücadeleler Tarihi, Gizli Pamuk Harbi gibi bilimsel kitapları inceler. O günlerde sevdiği yazarlara öykünerek hikayeler yazmağa başlar.
Çifteler de Eskişehir polisine ihbar edilen öğrenciler arasında Talip Apaydın’ın da adı vardır. Defterler, kitaplar yoklanır. Bavullar aranır. İnceleme iki gün sürer. Apaydın en çok cep defterinin alınmasına üzülür. Cep defterine aldığı notlar ertesi gün bazı öğrencilerin ağzındadır. Hatta kara tahtalara yazılmıştır. Bu soruşturmadan bir sonuç çıkmaz. Talip Apaydın Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsüne seçilen öğrenciler arasındadır.
1944 yılında Hasanoğlan Yüksek Köy Enstitüsünün Güzel Sanatlar bölümüne girer. Zuckmayer, Ruhi Su, Aydın Gün, Mahir Canova, Ulvi Uraz, Malik Aksel, Faik Canselen gibi ünlü sanatçılar branş öğretmenleridir. Sabahattin Eyüboğlu Batı Edebiyatı, İsmail Hakkı Tonguç İş Eğitimi ve Eğitim Bilim öğretmenleridir. Bu değerli öğretmenler Hasanoğlan’da olağanüstü bir atmosfer yaratmış ve öğrencilerini etkilemişlerdir. Her cumartesi banliyo treni ile Ankara’ya Cumhurbaşkanlığı Flarmoni Orkestrasının konserlerini dinlemeye giderler. Orhan veli, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat, Cahit Sıtkı Tarancı, Fazıl Hüsnü Dağlarca en beğendiği şairlerdir. Nurullah Ataç’la Suut Kemal Yetkin’in yazılarını severek okur. Ankara’ya gidişlerinde Konservatuardaki odasında dramaturg öğretmeni Sabahattin Ali ile edebiyat sohbetleri yapmaktadır.
1945 -1946 Yılları Türkiye’de gericiliğin ağır bastığı yıllardır. Apaydın mezun olacak, 21 Köy Enstitüsünden birisine öğretmen olarak atanacaktır. Hatta Hasanoğlan’da müzik asistanı olarak kalacağı söylenmektedir. Kemanda başarılıdır."
O günlerde emniyete imzasız bir mektup gelir. O mektupta Hasanoğlan’ın komünist yuvası haline geldiği öne sürülmektedir. Sabahattin Ali, Behice Boran, Niyazi Berkes gibi öğretmenler ve Nazım Hikmet şiirleri ile rejim alehtarlığı yapıldığı, komünist manifesto okunduğu bildirilmektedir. Listede Talip Apaydın adı baş sıralardadır.
1946 Seçimlerinden sonra Hasan Ali Yücel bakanlıktan, Tonguç’ta İlk Öğretim Genel Müdürlüğünden alınır. Köy Enstitülerine saldırılar yoğunlaşır.
Dünya çapında bir eğitim hareketi, bir destan yaratılmışken, 21 Köy Enstitüsü 40 bin köyün çekirdeği iken, 8 -10 yılda bitirilir, toza dumana karıştırılır. Böylece aydınlanma ışığı söndürülür. Çünkü köy çocuklarının aydınlanması, bilinçlenmesi ve Anadolu’ya dağılması hakim sınıflar tarafından büyük bir tehlike olarak görülmüştür.
Talip Apaydın 1946 yılında mezun olduktan sonra, Kars Cilavuz Köy Enstitüsüne öğretmen olarak atanır. Birkaç ay sonra, aniden askere alınır, hem de çavuş olarak. Fakir Baykurt bu konudan şöyle söz ediyor:”… Güçlenen sağ, Köy Enstitülerini vurdu önce. Yüksek Köy Enstitüsünü kapattılar. İlk ürünler toptan askere alındı. Yetenek dolu seçme köy çocukları hepsi askerlik derslerini çok iyi anladıkları halde çavuş çıkarıldılar. Verildikleri kıtalarda nal ile mıh arasında yaşatıldılar. Ölen oldu aralarından. Üç yıl izleri bulunmadı, sesleri duyulmadı. Gene de Başaran’ın tek tük şiirleri çıkıyor. Talip Varlık’ da, Fikirler’ de görünüyor. Ağır baskılar altında acı çektiklerini seziyordum…”
Askerlik dönüşü Ankara’da bakanlık koridorlarında, Hasanoğlan Yüksek Bölümde tiyatro yeteneği ile öne çıkan, bir sınıf geriden arkadaşı Halise Sarıkaya ile karşılaşır. Kimselerin selam vermediği o dönemde Halise sıcak bir ilgi göstermiştir. Daha sonra 1949 yılına Halise’ye evlenme teklifi yapacak, Öğretmen Halise’ye Mektup başlıklı yazısı önce” Fikirler” dergisinde sonrada ayın seçmesini yapan “ Bütün Türkiye “ edebiyat dergisinde yayınlanacaktır. 1950 yılında Yozgat’ta evlenirler. Birisi kız, ikisi erkek üç çocuk sahibi olurlar. 60 yıla yaklaşan birlikteliklerini birbirlerinden güç alarak sürdürmekteler.
Talip Apaydın Gezici Başöğretmen olarak atandığı Almus’ ta çalışırken evi aranır. Arama üç saat sürer. 300den fazla edebi mektuba el konur. Mektuplar bir yastık Kılıfın a doldurulup bir erin omzuna yüklenir. Evin önüne biriken insan kalabalığının içinden götürülürken, “Telsiz bulunmuş, Rusya ile konuşuyormuş” dedikoduları fısıldanır.
Almus’taki öğretmenlik yıllarından sonra 1955 yılında, İlköğretimde çalışan Yüksek Köy Enstitüsü çıkışlılar” için, Orta Öğretimde çalıştıracaklarına dair bir kanun çıkar. Gazi Eğitim müzik bölümünün bitirme sınavlarına girer.120’nin üzerinde adayın içinde dört kişi sınavı kazanmıştır. Apaydın’ın adı da kazananlar arasındadır. Tayinini Turhal Ortaokuluna yaptırır. Ancak eşi Halise’nin tayinini geciktirirler. Onun sakıncalı kişiliği bir ömür sürecek, dönemin esen rüzgarlarına göre bir ödüllendirilip, bir cezalandırılacaktır.
Turhal’ da öğretmenliğin yanı sıra yazın çalışmalarına ağırlık verir. Değerli aydın, şair, Dr. Ceyhun Atuf Kansu’nun dostluğu, bu taşra kasabasında Apaydın’a ilaç gibi gelir. Anılarında Kansu’dan “Duyarlığımı, bilincimi besledi” diye söz etmiştir. Turhal’dan sonra Ankara’ya tayinini istemiş ancak Ankara’ya tayini sakıncalı görüldüğünden Amasya’ya tayin edilmiştir. Amasya yıllarında Yeşilırmak’ın kıyısında Kız Öğretmen Okulunun kuruluşunda, eşi Halise Apaydın’la birlikte gece gündüz canla başla çalışmış, o okulda Köy Enstitüsü ruhunu canlandırıp, yaşatmışlardır. Apaydın bu okulda 60’lı yılların ortalarında, önce Bakanlıktan takdirname almıştır. Daha sonra “fikirleri ve davranışları sakıncalı görüldüğünden”, -Bakanlık emrine- alınmış, görevinden el çektirilmiştir. Dönemin ünlü avukatları Halit Çelenk, Nevzat Helvacı, Cemal Reşit Eyüboğlu, Prof. Turan Güneş, Prof. Lütfü Duran, Prof. Muammer Aksoy’un hukuk mücadeleleri sonucu görevine iade edilmiştir. Amasya’dan sonra Ankara’daki öğretmenlik yılları ile birlikte toplam 30 yıl müzik öğretmenliği yapmıştır Talip Apaydın. Çalıştığı okullarda çok sesli korolar kurmuş, Öğretmen Okulunda mandolin korosu oluşturmuş ve pek çok okulda tiyatro oyunları sahneye koymuştur. Öğrencileri onu hiç unutamazlar. O geçtiği her yerde iz bırakanlardandır.
Apaydın,1978 de ki iktidar değişikliğinden sonra Milli Eğitim Bakanı Necdet Uğur döneminde bakanlık müşavirliğine atansa da, yap – boz havası içinde yararlı olamayacağını düşündüğü bu ortamdan kendi isteği ile tekrar emekli olmuştur.
Talip Apaydın 1961 Anayasasının tüm çalışanlara sendika kurma hakkı vermesinden sonra Türkiye Öğretmenler Sendikasının kurucu üyesi ve Yönetim Kurulu üyesidir. Başkanlığını Fakir Baykurt’ un yaptığı TÖS birkaç yılda 80 bin öğretmen üyesi ile dev bir örgüt olmuş, büyük bir demokrasi mücadelesi vermiştir. Yozlaştırılan Milli Eğitim ve öğretmenlere yapılan baskıları protesto etmek için 70 binden fazla öğretmen 4 gün süren öğretmen boykotunu gerçekleştirmiş ve örgütlü mücadelenin ne olduğunu dosta düşmana göstermişlerdir. Apaydın, Bakanlık emrine alındığı dönemde özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu’daki TÖS şubelerini dolaşmış, yeni şubeler açmış, sendikal çalışmalar yapmıştır. 1965’te Bakanlığın düzenlediği 7. Milli Eğitim Şurasına federasyon temsilcisi olarak katılır. Toplantıda yaptığı konuşmada “Bu eğitim düzeninde beyin oğlu bey oluyor, çobanın oğlu çoban oluyor” cümlesi gazetelere manşet olur.
Fakir Baykurt o günleri şöyle anlatıyor: “…Talip Apaydın öğretmenliği döneminde öğretmen örgütçülüğüne girdi, TÖS kurulurken de, eksik olmasın 7, 8 arkadaşıyla evime gelerek, Genel Başkanlık görevini boynuma sardı. Öcümü alayım (!) diye ben de onu Genel Yönetim Kurulu üyeliğine önerdim. İkimiz de çok az fırsat buluyorduk romanlarımıza. Onun da benim de gönüllerimizde yazılmadan kalıyordu en can attığımız konular.”
1969 yılında Kayseri’de yapılacak olan TÖS Genel Kuruluna Sivas benzeri bir saldırı tertiplenmiştir. Apaydın ve arkadaşları yakılmak istenmiştir. İki camide dinamit patlatılmış ve Kayseri halkı “komünist öğretmenler caminizi bombaladı” diye kışkırtılmıştır. Askeri araçlarla şehir dışına çıkarılan TÖS’ lü öğretmenler “Sivas benzeri” katliamdan kurtulmuşlardır.
Talip Apaydın edebiyat dünyasına öğrenciliğinde adım attı. İlk şiirleri Köy Enstitüsü dergisinde yayınlandı. 1948 -1950 yılları arasında Yücel, Varlık, Edebiyat Dünyası, Fikirler, İmece, Yeni Ufuklar, Türk Dili gibi dergilerde şiir ve hikayeleri yayınlandı.
Talip Apaydın, yarım asrı aşkın dönemde, 17 roman, 220 öyküyü bir araya getirdiği 14 öykü kitabı, 2 şiir, 3anı, 4 deneme ve 4 tiyatro oyunu olmak üzere 44 eser yazdı.
1964 Yılında “Toprağa Basınca” adlı çocuk romanı ile Doğan Kardeş Çocuk Romanı Ödülünü kazandı.
“Yapılar Yapılırken ve Otobüs Yarışı” adlı basılmamış radyo oyunları ile 1970 TRT Sanat Ödülleri yarışmasında iki başarı ödülü aldı.
1975 Yılında yazdığı “Tütün Yorgunu” adlı eseri ile 1976 da Fikret Madaralı Roman ödülünü aldı.
“Köylüler” romanı ile 1992 Orhan Kemal Roman ödülünü aldı.
Yine “Köylüler” romanı ile “Edebiyatçılar Derneği Büyük Ödülü”nü aldı.
17 Nisan 2009 ‘da “Köy Enstitüleri Vakfı Eğitim Başarı Ödülünü aldı.
“Bozkırda Günler” adlı yapıtı için şair Mehmet Başaran şöyle yazıyor:” İlk yapıtı Bozkırda Günler’ de İç Anadolu’nun bozkırlarını, o topraklarda yoğrulmuşluğun gücüyle dile getirir. “Bütün değerlerini derinliklerinde saklayan” bomboş, ıpıssız toprakları sevgiyle, coşkuyla kucaklar, bozkırın şiirini yazar. Anıların, gözlemlerin, yaşantıların sıcaklığında.. “Yaban’ da Ahmet Celal’ e “ızdırap manzarası “ gibi görünen yerlere tutkundur; bozkırı derinlemesine yaşayan etinde kemiğinde duyan bir ozandır Apaydın.”
Eleştirmen Emin Özdemir ise şöyle söylüyor: “..O günlerde Bozkırda Günler’ i okur, bir daha okurdum o güzel yazılarını. Bozkırın soluk alıp verişini, bozkır sessizliğini duyumsardım. Gorki’nin “Stepte’ sini anıştıran çizgiler bulur, betimleme ve gözlem gücüne hayran kalırdım. Şimdi düşünüyorum da bozkırı böylesine yalın, böylesine şiirsel anlatmayı ancak bozkırın içinden gelen biri başarabilirdi.”
İlk romanı “Sarı Traktör’de” köy tarımından makinalaşmaya geçişi ve insanı anlattı. “Yarbükü’nde” ise köylüler arasındaki toprak ve su çekişmelerinin olduğu zorlu yaşam koşullarını dile getirdi.
İlk şiir kitabı “Susuzluk “ Varlık Yayınlarında yayınlandı. Emin Özdemir’e göre Apaydın’da “Her güzel olan şeye karşı susuzluk özlemi vardır.”
Tütün Yorgunu romanında emeğini çalanlara karşı öfkeli Ağ Osman’ı, en sevdiğim romanım dediği Yoz Davar’da haksızlıklara baş kaldıran Çoban Musa’yı ve ağalığın kirli yüzünü anlatmıştır.
Toz Duman İçinde, Vatan Dediler ve Köylüler üçlemesinde Kurtuluş Savaşı köylüler cephesinden anlatılmıştır. Diğer Kurtuluş Savaşı romanlarında eşraf, ağa ve subaylar vardır ama köylüler yoktur. Apaydın’ın Kurtuluş Savaşı romanlarında köylüler savaşan güçlerin odağındadır. Köylüler savaş sonrasında uğradıkları düş kırıklıkları ile dile getirilmişlerdir.
Talip Apaydın yalnızca köylüleri değil özellikle hikayelerinde kent yaşamının bunalımlarını da anlatmıştır.
1980 sonrasının karanlık günlerinde kitapları ile ilgili davalar açılır. Kitapları toplatılır, sorgulanır, yargılanır. Yine de yazmayı, konuşmayı, çalışmayı inatla sürdürür.
Mustafa Şerif Onaran şöyle değerlendiriyor: “…Kare as olarak nitelenebilecek Apaydın, Başaran, Makal, Baykurt birer simgedir artık. Bu kuşaktan gelen Osman Bolulu gibi daha niceleri var. Özellikle Talip Apaydın, kendine çekildiği sessizliği ile, Anadolu bilgesinin simgesi sayılır. Köy Enstitüsünün tezgahından geçmeseydi, o bilge kişiliği nasıl dokuyabilirdi?”
Emin Özdemir ise Apaydın’ı bir cümle ile şöyle özetliyor: “ Halkın acılarını, roman ve öykülerinin özdeği kılan, aydınlık günlerin özlemini, yalın bir dille umudun toprağında çiçeklendiren bir bahçıvandır o.”
Yazar Osman Şahin’in deyişiyle: Talip Apaydın “…Bütün olumsuzluklarına karşın yeni bir çağın, yeni bir umudun sökmekte olduğunu okurlarına sezdirirken, kendi yaratıcı gücünü de katarak toplumcu gerçekçi sanat anlayışının getirdiği taze renk ve tonlarda, kıyıda köşede kalmış insan ruhlarının, sözcüsü olmuştur. “
Değerli öğretmen, değerli yazın emekçisi Talip Apaydın’ı selamlıyoruz.