Geri Dön(ANA SAYFA)
MAYIS AYI CİNAYETLERİ
Bülent Vargel

MAYIS AYI CİNAYETLERİ

12 Mart 1971 tarihinde üç kuvvet komutanı ve Genel Kurmay Başkanı'nın imzasıyla TRT haber bültenlerinden okunan hükümete yönelik bir muhtıra ile ,“Genişletilmiş Komuta Konseyi” adlı askeri cunta , Anayasayı ihlal suçu işliyerek, Süleyman Demirel'in AP hükümetini düşürdü.

Bir başka deyişle, "Meclis ve hükümet, süregelen tutum, görüş ve icraatı ile yurdumuzu, anarşi, kardeş kavgası, sosyal ve ekonomik huzursuzluklar içine sokmuş, Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık seviyesine ulaşmak ümidini kamuoyunda yitirmiş ve anayasasının öngördüğü reformları tahakkuk ettirememiş olup, Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceği ağır bir tehlike içine düşürülmüştür" diyerek idareye el koydu.

"12 Mart Muhtırası" adı verilen bu askeri darbenin meşruiyet gerekçelerini sıraladığı belgedeki "reformlar ve inkılap kanunları"ndan söz eden imaları, Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ile Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur'un muhtırayı verenler arasında yer almaları, Doğan Avcıoğlu'nun Yön ve Devrim Dergileri çizgisindeki “sol” bir darbe'nin gerçekleştirildiği izlenimini veriyordu .

Süleyman Demirel'in bir ordu müdahalesiyle devrilmesi zaten aylardır bekleniyordu. Ancak Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç'ın müdahalenin başında bulunacağı umulmuyordu

Muhtıra'dan kısa bir süre sonra aralarında Tümgeneral Celil Gürkan, Hava Tuğamiral Aydın Kirişoğlu ve Deniz Tuğamiral Vedii Bilget'in de bulunduğu, bir grup üst rütbeli radikal subayın (5 general ve 9 albay) silahlı kuvvetlerden tasfiye edilmeleri tereddütlere yol açtı. Tereddütler yerini çok geçmeden yerini karamsarlığa bıraktı.

Erim, Hükümeti açıklayıp programını ilan ettiği ve Vehbi Koç'un ağzından da tekelci burjuvazinin tam onayını aldığında, herkes ve bu arada devrilen Demirel'in AP'si bile herhangi bir "radikalizmin” iktidara tırmanmakta olmadığından artık emindi.

Şartların oluşturulduğu uygun bir zamanda yönetime el koymak üzere 1965 yılından beri hazırlık içinde olan “sol” cunta, Milli Birlik Komitesi üyesi olan emekli general Cemal Madanoğlu ve Doğan Avcıoğlu'nun liderliğinde teşkil ediliyor ; İlhan SELÇUK, İlhami SOYSAL,Uğur MUMCU, Hasan CEMAL ,Uluç GÜRKAN gibi pek çok solcu aydın ve yazar da bu cuntanın içinde yer alıyordu. Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur ve Kara Kuvvetleri Komutanı Faruk Gürler ise cuntanın öncüleriydi.Cuntanın askeri kanadında ise yüzlerce alt ve üst rütbeli subay yer alıyordu.

Hedef ve yapılacaklar belliydi.O rdu darbesiyle iktidara el koyulacak, bütün partiler ve parlamento kapatılacak, askerlerden oluşan 50 kişilik bir Devrim Konseyi kurulacaktı. Devrim Anayasası, Devrim Partisi tüzüğü, Devrim Mahkemeleri taslaklarının yanı sıra aralarında sivillerin bulunduğu Bakanlar Kurulu listesi de hazırdı.

Darbe hazırlıklarıyla ilgili istihbarat bilgilerinin Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç'a ulaştığını öğrenen Kuvvet Komutanları , CIA ve Cumhurbaşkanı Sunay'ın desteğinden de yararlanarak, hızla saf değiştirmiş ve ordunun Amerikancı ve tutucu kanadının ortalama eğilimlerini temsil ettiği bilinen Genel Kurmay Başkanı Memduh Tağmaç ile anlaşmışlardır.

Anlaşmaya göre, ordu, emir-komuta düzeni içinde bir müdahale ile radikal subayların nefretinin simgesi haline gelmiş olan Demirel ve AP hükümetini alaşağı edecek, buna karşılık olarak da Batur ve Gürler de alt kademedeki radikal subayları tasfiye edeceklerdi.
Böylelikle hem silahlı kuvvetlerde bölünmeyi izleyebilecek bir "iç savaş" tehlikesi atlatılmış ve hem de “ ülkenin vatanı ve milletiyle bölünmezliği ve türk milletinin bekası” tekrar tesis edilmiş olacaktı.

Nitekim böyle de oldu.

Silahlı kuvvetler komuta kademesinde varılan anlaşma, parlamentoda da yansımasını buldu.AP, CHP ve öteki partiler başbakanlığa atanan CHP milletvekili Nihat Erim hükümetine bakan vereceklerini ve hükümet programını destekleyeceklerini bildirdiler.Ordunun zorlamasıyla Hükümete parlamento dışından alınan bazı öğretim üyeleri, teknokrat ve bürokratlarında takviyesiyle ,burjuvazinin bütün kesimleri, bir hükümet çevresinde birleşmiş, temsili bir "milli birlik ve beraberlik" hakim olmuş gibi görünüyordu.

Mehmet Ali Aybar Erim hükümetine güven oyu verirken, TİP, Dev-Genç ve SDDF "tekelci kapitalistlerin", "bürokratik faşizmin" hükümetine hiçbir şekilde destek olmayacaklarını ilan ettiler. CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, Türkiye'de Yunanistan usulü bir askeri diktatörlük kurulmuş olduğunu söyleyerek görevinden istifa etti.

Uzlaşmaya varılmış, hakim sınıfların iç dengeleri yeniden sağlanmış, sıra müşterek düşmanlarına gelmişti.Artık düzeni tehdit eden ordu içindeki radikal subaylara ve demokrasi güçlerine daha rahatça saldırabilirlerdi. Öyle de yaptılar.

12 Mart rejimi, Dev-Genç, ÜOB, TÖS, DDKO ve irili ufaklı birçok derneği kapatarak,aktif saldırısına başladı. Sıkıyönetim ilan edilerek "Balyoz Harekatı" başlatıldı.

Tarih ,12 Mart darbecilerini,27 Mayıs Anayasası'nın tırpancısı; cezaevlerine tıkılan ve işkence edilen yüzlerce devrimci gencin gardiyanı; Ziverbey Köşkü'nün işkencecisi; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan'ın celladı ( 6 Mayıs 1972 ); Ulaş Bardakçı ( 19 Şubat 1972 ), Hüseyin Cevahir'in (1 Haziran ) katili;KIZILDERE'de Mahir Çayan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Ömer Ayna, Cihan Alptekin, Sinan Kazım Özüdoğru' ların imha edilmelerinin sorumlusu (30 Mart 1972 ) ;NURHAK'da Sinan Cemgil,Alpaslan Özdoğan ve Kadir Manga'nın katili ;İbrahim Kaypakkaya'nın ağır işkence koşulları altında öldürülmesinin,sorumlusu olarak kaydetti.

Öte yandan,bütün bu olup bitenlere paralel olarak,1961 Anayasası ve dünya konjonktürünün getirmiş olduğu koşullar altında, emekçi sınıfların tekelci sermayeye ve ABD Emperyalizmine karşı mücadelesi yükselmekte, sosyalizm, toplumsal ve parlamenter bir güç olarak ortaya çıkmaktadır. Tarım üreticileri ve köylüler, büyük toprak sahiplerine, ticaret burjuvazisine ve tefecilere karşı örgütlenmekte ve direnmektedirler. İşçi sınıfının mücadelesi hızla gelişmekte, grev ve direnişler yayılmakta, fabrikalar işgal edilmektedir.

Özerk ve demokratik üniversite talebini yükselterek yola çıkan 68 Öğrenci gençliği ise, bu süreçte, emekçi sınıfların yanında yerini almakta ve gerektiğinde onlara öncülük de ederek ABD Emperyalizmi ile onun eklemlemeleri olan paramiliter faşist ve şeriatçı güçlere ve çetelere karşı savaşmaktadır. Darbeciler ise bütün bu gelişmelere kayıtsız değillerdir. 68 gençliğinin yiğit ve öncü kadrolarıyla doğrudan veya dolaylı ilişkiler ve işbirlikleri kurulmakta ve ”Ordu ve Gençlik Elele Milli Cephede” yerini almaktadır.

Doğan AVCIOĞLU “Devrim Dergisindeki” yazılarında bu ilişkilerin değirmenine su taşımakta ve gençlerin coşkularını açıkça şehir gerillacığına doğru yönlendirmekte; bombalama,adam kaçırma ve banka soygunlarıyla darbeye giden yolda cuntalarına meşruiyet ortamı yaratmaya çalışmaktadırlar.

Öncü örgütlenmelerin teorik ve stratejik söylemlerinde yer alan “Halk Savaşı”,”Öncü Savaşı”,”Kır Gerillası”,”Şehir Gerillası” kavramlarına rağmen durum maalesef böyledir.Gerilla savaşı vermek üzere yola çıkan bu kahraman öncülerimizin kurmuş oldukları örgütlerin;tipik gerilla örgütleri ile pek fazla bağdaşmayan formatları, demokratik merkeziyetçilikten uzak ve kendini sakınmayan yapı ve işleyişleri ;darbecilere ne kadar bel bağlanmış olmanın bir göstergesi değilmidir.

Bir başka deyişle ;hükümeti deviren meclisi kapatmayan 12 Mart darbesi yerine,yine hükümeti deviren ve fakat bu sefer meclisi de kapatan bir darbenin gerçekleşmiş olması halinde bile,gene o darbenin meşruiyetinin sağlanabilmesi adına, 68 gençliğinin kırım ve katliamı bakımından pek fazla bir şey değişmeyecek olabileceğinin söylenmesi herhalde hiç kimse için zor olmasa gerek.

Radikal subaylardan Hava Yüzbaşı Fevzi Özkaya, mahkemede, "Bizi örgütleyenler de mahkemeye sanık olarak çıksınlar" diye bağırıyordu.Habertürk'e konuşan Deniz Gezmiş'in ağabeyi Bora Gezmiş de benzer şeyler söyledi.

Maalesef,darbeyi örgütleyen ve yapanlar mahkemelere sanık olarak çıkmadı.Çıkarılanları ise göstermelik olarak yargılandı,bir süre sonra da serbest bırakıldı.

Darbeciler tarafından yarı yolda bırakılan öncü kahramanlarımız katledildi,68 Gençliği ile demokrasi ve sosyalizm güçleri üzerinden adeta silindir ile geçildi.

Aslında tarih ve kamu vicdanı bu darbeyi yapanları yargıladı ve onları tarihin çöplüğüne attı,arkadaşlarımızı ise en müstesna yerinde,gönlünde yaşatıyor.

Darbelerin günümüze bıraktığı miras ; halkımızın siyasetin öznesi olmakta zorlandığı,seçilmişlerin yönetimde tayin edici roller oynayamadığı bir rejim olmuştur.

Asker-Sivil derin bürokrasi ;”Gizli Anayasası kontrgerilla/gladyo/mafya yapılanmaları ile ülke yönetimini karar verici baş aktör olarak sürdürmektedir.

Darbelerin yargılanarak gladyo düzeninin tasfiyesi, üzerinde yapılan bir sürü değişikliğe rağmen hala antidemokratik olma özelliğini koruyan 12 Eylül Anayasası yerine demokratik bir Anayasanın ikame edilmesi ve darbelere meşru gerekçe yaratma imkanı veren, TSK İç Hizmet Kanunun 35.Maddesinin kaldırılması, demokrasi mücadelesinin en acil hedefi olarak durmaktadır.

Bülent Vargel

 

Geri Dön(ANA SAYFA)