Geçmişe , 12 Mart’a baktığımızda bu omuzu kalabalık paşalar daha yüzbaşı veya binbaşı. Bölük veya tabur komutanı.
Orhan Kabibay, Numan Esin, İrfan Solmazer, Talat Turhan’ın yaptığı iş, Veli Küçük gibi yukarıdaki cuntaya giden yolda irtibatı sağlayan aracılar. Deniz Subayları davasının en önemli sanığı Sarp Kuray’ın anlatımları açık ve öğretici. Tepede kimler var bilindiği kadarı ile Muhsin Batur ve Faruk Gürler. Diğerleri deşifre olabildi mi? Bildiğim kadarı ile bir ikisi hariç, hayır. Bu dörtlü çete eski darbeciler.. Deneyimleri var 1960’tan…
Değişen ne var? Hiçbir şey..Dönemin üst düzey bir emniyet yetkilisini -ki cezaevinde, “ bir-iki gün dayanamadılar ! “ diye hayıflandığı bilinir, çünkü o birime müdür olarak atanmıştı- devrimci çocukların yanına verip soygun yaptıranlar bu paraları ne yapıyor? Ceplerine indiriyor. Sonra bu paralarla tır filosu kuruluyor. Görünüşte devrimcileri yurtdışına kolayca kaçırmak “devrimci” düşüncesi, Gerçek ise 9 Mart darbecilerinin zengin edilmesi. Almanya maceraları ise daha da enteresan. Münih’e yine Türk öğrenciler vasıtası ile yaşamsal alan buluyorlar. İrfan Solmazer’in maceralarını anlatanları dinlemek lazım… Tabii Mihri Belli ile buluşmalarını da…
12 Mart öncesi de orduda bir “çalışma grubu” vardı. Bu çalışma grubuna yardım edenler ise Türkiye’nin saygın gazetecileri ve Öğretim üyeleri idi. Bunu Hasan Cemal anılarında anlattı. Tarih tekerrür ediyor. Bir takım medya ise bu yakın tarihi bildiği halde bir türlü dile getiremeden kıvırtıp duruyor. Belki de bir dönem için bilgisi olmayanların fikirleri kargaşa yaratmak için Tv ekranlarına yansıtılıyor.? Çünkü askere karşı dikkatli dil kullanımını tercih edip, korkaklık ve yalakalık yapmayı tercih ediyorlar. Bu tercihte, onların. Fikri namusları olamayanları kınamakta bize yakışmaz.
27 Mayıs ihtilalından 5-6 ay sonra darbeciler de birbirini tasfiye etmeye başlamıştı. Sürgüne gönderilen bu 14 kişiden bazıları ise bu dörtlü çetenin üyeleri idi. Türkeş’le beraber hareket eden bu çete daha sonra devrimci gençliğin içine sızmıştı/sızdırılmıştı.
Şimdi İzmir’de yaşayan Hakkı diye bir arkadaşımızın anısın aktarmak istiyorum. “Doğan Avcıoğlu, ve ekibi ile beraber cezaevinde beraber kalmıştık. Bir sohbette merak edip sordum:9 Mart başarılabilse idi biz nerelerde olurduk? Herkes sustu ve bu sorumdan rahatsız olduğunu yüzlerinden anlamıştım. İlhami(Soysal) ağbi her zamanki babacan tavrı ile elini omzuma koyup: hepinizi nasıl tasfiye edeceklerini hatta edeceğimizi düşünürdük. Yine ucuz kurtuldunuz” ve 12 Mart sonrasında İlhami ağbi bu ekiple tüm ilişkisini kesmişti. Kendisi Ayvalık kavşağında Milliyet gazetesinin bir toplantısından dönerken trafik kazasında öldü. Sevgili eşi Bahriye abla ile çok güzel bir dostluğumuz vardı.
1960 Harbiyelileri Dönemin içişleri bakanı olan Namık Gedik beyin ölümünün tanığıdır. Edip Başer 1.sınıfta okuyor ve Celal Bayar’ın, Adnan Menderes’in, Namık Gedik beyin gözaltında tutulduğu harp okulunda odalarının kapısında ki nöbetçilerden biri.
1960 21 Mayısında meşhur Kızılay yürüyüşüne katılan Harbiyelilere bir bakalım. Tuncer Kılınç, Şener Eruygur,Altay Tokat, Kemal Yılmaz, Edip Başer, Çevik Bir,Hurşit Tolon,Tamer Akbaş, Çetin Doğan,Yaşar Büyükanıt, Fevzi Tükeri vd..
27 Mayıs darbesi başarıya ulaşamasaydı bu ekip bu rütbelere gelebilir miydi? Bu dava buralardan başlamalı. Veli Küçük Ağrı alay komutanı iken üst komutanı kimdi?
Talat Aydemir olaylarında ki üst rütbelileri kurtarmak için hangi yasa meclisten alelacele çıkartılmıştı. O zaman da genç Harbiyelilere, Teğmenlere, Astlara fatura edilmişti darbe girişimi. Tıpkı bugün yaşadıklarımız gibi.
Bu Harbiyelilere dikkat!!!!
Hale Özgür Kıyıcı hmkiyici@hotmail.com