68'liler Dayanışma Derneği

Geri Dön(ANA SAYFA)

1968'DE İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ, ASİSTAN OYA SENCER'İN İSTİFASI
ÜZERİNE İŞGAL EDİLİR 22/12/2007 derkenar:

Demokratik üniversite istiyoruz!..

Edebiyat Fakültesi, Sosyoloji Bölümü asistanlarından Oya (Baydar) Sencer, "Türkiye'de İşçi SınıfTnın Doğuşu ve Yapısı" isimli Doktora tezinin reddedilmesi üzerine istifa eder. Ardından Rektörlük binası devrimci öğrenciler tarafından işgal edilir...

Yıl, 1968... Boykotların, işgallerin, hak aramaların başladığı yıl... 1968 yılı, ekonomik, demokratik mücadelenin yükselmeye başladığı, öğrenci gençliğin eğitim sorunlarının yanı sıra, Amerikan emperyalizminden işçi hareketlerine kadar birçok konuda eylemler düzenlediği yıl olarak geçecektir tarihe...

26 Aralık 1968 günü işte bu eylemlerden biri daha gerçekleşecek, İstanbul Üniversitesi devrimci öğrenciler tarafından işgal edilecektir. O gün, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü asistanlarından Oya (Baydar) Sencer, "Türkiye'de İşçi Sınıfı'nın Doğuşu ve Yapısı" isimli doktora tezinin hiçbir bilimsel gerekçe gösterilmeden ikinci kez reddedilmesi üzerine istifa eder.

Edebiyat Fakültesi'nde dört yıl Sosyoloji asistanlığı yapan Oya Sencer, istifa ederken veda konuşmasında öğrencilere şöyle seslenir: "Fakültemizde her yeni hareket önlenmektedir. Onlar zannediyorlar ki, istifaya zorlanan her öğretim üyesi mücadeleden vazgeçecek. Bu defa dışarıda karşılarına daha güçlü çıkacağız."

Derslere girmeme kararı alan öğrenciler, toplantı halinde olan İstanbul Üniversitesi Yönetim Kurulu'na protestolarını iletmek üzere Rektörlük binasına doğru yürüyüşe geçerler...

REKTÖRLÜK BİNASI İŞGAL EDİLİR...
Olayın devamını Esat Korkmaz'ın "Kafa Tutan Günler-68 Güncesi" isimli kitabından okuyalım: "Olaya tepki duyan öğrenciler 26 Aralık 1968 günü, Üniversite Senatosu'nun toplantısını bastı. 'Demokratik üniversite istiyoruz. Edebiyat Fakültesi Dekanı istifa etsin. Bu konuda derhal bir karar alın, yoksa burayı terk etmeyiz' dayatmasıyla profesörleri karara zorlayan öğrenciler, daha sonra dışarı çıkarak Rektörlük binası önünde sonucu beklemeye başladılar. Olay karşısında şok geçiren rektör ve fakülte dekanları, bir süre sonra binadan çıkarak Fen Fakültesi'ne geçtiler. Burada yaptıkları toplantı sonunda,

üniversiteyi süresiz kapattılar, ayrıca Valilik'e başvurarak, üniversitenin işgal edildiğini, işgalcilerin polis tarafından boşaltılmasını istediler." [1]

Fikir Kulüpleri Federasyonu (FKF) ile Devrimci Öğrenciler Birliği (DÖB) üyesi öğrencilerin öncülüğünü yaptığı eyleme Üniversite Senatosu'nun üniversiteyi süresiz kapatması üzerine son verilir. Ertesi sabah İstanbul Üniversitesi'nin kapatılmasını protesto etme kararı alan öğrenciler, düzenledikleri basın toplantısıyla Senato'nun kararını kınarlar. Olaylar üzerine, İstanbul Valisi Vefa Poyraz, suçlular hakkında takibat yapılacağını açıklar...

27 Aralık sabahı, İstanbul Üniversitesi çevresi sivil polislerce sarılarak, "işgalci öğrenciler" yakalanmaya başlanır. Beyazıt Meydanı'nda toplanan öğrenciler Merkez binanın önünde protesto gösterisi yaparlar. Deniz Gezmiş bir arkadaşının omzunda yaptığı konuşmada; "28 Nisan'dan bu yana ilk kez üniversiteye polisin sokulması, senatonun tarihi ihanetini belgelemiştir. Şu anda bize düşen zincirlerini kırıp, üniversitemize girmektir." diyerek devrimci öğrencileri eyleme çağırır. Ancak o sırada polislerin saldırmasıyla birlikte çatışma çıkar. Öğrenciler dağılır, Deniz Gezmiş kaçar...

MİNİ İŞGAL!..
Yakalanan öğrenciler; Masis Kürkçügil, Öcal Olcay, Mehmet Mehdi Beşpınar, Kemal Bingöllü, Bozkurt Nuhoğlu ve Cihan Alptekin adliyeye sevk edilirler. Tutuklama kararı çıkarılan Celal Doğan ve Deniz Gezmiş aranmaya başlar. Gözaltına alınan öğrencilerden Cihan Alptekin serbest bırakılırken, diğer öğrenciler tutuklanarak cezaevine gönderilir. 29 Aralık 1968 günü DÖB Genel Sekreteri Mustafa Gürkan, Sultanahmet Cezaevi önünde bir basın açıklaması yaparak tutuklamaları protesto edecektir: "Tutuklu arkadaşlarımızın serbest bırakılmasını istiyoruz. Basit bir protesto ve ihtar hareketine karşı üniversiteyi kapatmak tarihe bir ihanet belgesi olarak geçecektir."

Kısa bir süre sonra yakalanan Deniz Gezmiş ve Celal Doğan'da tutuklanarak, diğer tutuklu öğrencilerle birlikte Sağmacılar Cezaevi'ne sevk edilir. 26 Aralık 1968 günü Edebiyat Fakültesi Sosyoloji asistanlarından Oya Sencer'in istifasının ardından düzenlenen bu protesto eylemi sol hareketin tarihine, "Mini İşgal" olarak geçer...

Üniversiteden ayrılan Oya Sencer'in tezi, 1969 yılında Habora Yayınlan tarafından basılır. Oya Sencer, 19. yüzyıldan 1970'lere kadar Türkiye işçi sınıfının tarihini anlatan kitabını; "Mutlu yarınlar için birlikte savaşacağımız tüm öğrenci arkadaşlarıma" diyerek öğrencilerine ithaf eder. Alanında kapsamlı bir araştırma olan kitabın önsözü şu satırlarla

başlar: "Bu araştırma bir Doktora çalışması olarak hazırlandı. Bilimsel özgürlüğün yuvası olması gereken Üniversite'de her konuda araştırma yapılabileceği sanılmıştı. Aman bu konuyu alma. Doktoran tehlikeye girer' diyenler çıkmıştı o zamanlar... Doktoram tehlikeye girdi, iki defa reddedildi. Üniversite'den ayrılmak mecburiyetinde kaldım. Yine de bu araştırmayı yapmış olmaktan ve sosyal tarihimizin bir bölümüne benden sonraki araştırmacıların yararlanabileceği bazı belgeler ve küçük bir katkı getirmekten mutluluk duyuyorum." [2]

26 Aralık 1968, devrimci öğrencilerin "özgür ve demokratik üniversite" taleplerinin yükseldiği, hocalarına sahip çıktığı bir gün olarak tarihe geçer...

[1] Esat Korkmaz, Kafa Tutan Günler-68 Güncesi, Arba Yayınları, 1992. [2] Oya Sencer, Türkiye'de İşçi Sınıfı'nın Doğuşu ve Yapısı, Habora Yayınları, 1969.

* * *
TİYATROMUZUN USTALARINDAN BİRİNİ DAHA KAYBETTİK: Işıklar içinde kal, Savaş Dinçel...
Biz onu 1978'de çok sevgili arkadaşı Müjdat Gezen ile birlikte yayımladıkları "Çizgilerle Nâzım Hikmet" kitabıyla tanıdık. Kitap çıkmış ve çok beğenilmişti... Türkiye usta bir oyuncusunu, alçakgönüllü bir sanatçısını, iyi bir eğitmenini ve bir aydınını kaybetti. Savaş Dinçel, erken ayrıldı aramızdan. Gönlünü tiyatroya kaptırmıştı. 1962 yılında girdiği İstanbul Şehir Tiyatroları'ndan 1983'te birçok arkadaşıyla birlikte Sıkıyönetim kararıyla uzaklaştırıldı. 1989 yılında Danıştay kararıyla tekrar İstanbul Şehir Tiyatroları'na geri döndü.

Savaş Dinçel, 2004'te tiyatronun internet sitesindeki kısa özgeçmişine şunları yazacaktı: "Ben 'Şehir Tiyatroları'na 1962'de girdiğimde arkamda ' 48' yılı vardı bu kurumun... Şimdi ' 90' yıllık bir geçmişi var ve ben bu işe iyice karışmışım galiba. Bu '90 Yıl' da o kadar çok şey oldu ki... Başardığı ve zaman zaman başaramadıklarında benim de payım olduğunu düşünüyorum. Ama sevgili Cumhuriyetimizden daha yaşlı bu kurumun ellerinden öperim."

Tiyatromuza uzun yıllar yönetmen, oyuncu ve oyun yazarı olarak hizmet eden Savaş Dinçel aynı zamanda karikatüristti. Biz onu 1978'de çok sevgili arkadaşı Müjdat Gezen ile birlikte yayınladıkları "Çizgilerle Nâzım Hikmet" kitabıyla tanıdık. Kitap çıkmış ve çok beğenilmişti.

Sonra... sonra 12 Eylül 1980 darbesi geldi. 1983 yılına kadar ülkenin gençleri, işçileri birer birer iş-kencehanelerden geçirilip, zindanlara atıldı. Sırada onlar vardı. Müjdat Gezen ve Savaş Dinçel, 27 Mayıs 1983 tarihinde "Çizgilerle Nâzım Hikmet" kitabında "komünizm propagandası" yaptıkları gerekçesiyle tutuklanarak Diyarbakır Askeri Cezaevi'ne nakledildiler.

Çıkarıldıkları ilk mahkemede, 3 Haziran 1983'de dava düştü ve serbest bırakıldılar. Ancak kitaplara el konulmuştu. O dönemde birçok kitabın başına gelen şey, onların kitabının da başına gelir: SEKA'da hamur yapılır.

Yıllar sonra, 1995 yılında Nâzım Hikmet Vakfı Yayınları tarafından yeniden basıldı. Bu yıl üçüncü baskısı renkli olarak basılan kitabın önsözünde Savaş Dinçel, kitabın hikayesini şu satırlarla anlatmıştı: "Tam 30 yıl olmuş. 1977 yılının bu aylarında Müjdat'ın yazdığı bu kitabı çizmekteydim. Tam 7 ay sürdü. Şimdilerin teknolojisi olsa çok daha kısa zamanda bitirirdim. Ama iyi ki öyle olmuş ve ben tam el emeği ile bir kitap çizmiş, resimlemiştim. Fotoğrafları kesip biçip yapıştırmışım, elişi ödevi yapar gibi ortaya çıkarmışım. Sonra basıldı işte. Basıldıktan 5 yıl sonra da başına gelenleri düşünüyordum da... Nur içinde yatsın Oğuz Akkan basmıştı bu kitabı Cem yayınlarında. 1983 yılında sıkıyönetim bu kitabı yazanı ve çizeni 21 yıl istemiyle cezaevine koydu. Kitap toplatıldı ve hamur yapıldı. Tesadüfe bakın ki 3 Haziran 1983'de yani Nâzım'ın ölümünün 20. yılında mahkemeleri yapıldı. Neyse ki yürekli bir yargıç ve sonradan da Yargıtay bu davanın görülmesine gerek olmadığına karar verdi. Aradan 12 yıl geçti, bu kez Nazım Hikmet Vakfı yok edilmiş bu kitabı yeniden basarak (orijinalleri bendeydi) unutulmasını önledi." Işıklar içinde kal, Savaş Dinçel... Seni unutmayacağız!

* * *

Çizgilerle Nâzım Hikmet
ÇOK
ama çok seviyorum Nâzım'ı. Evet kararı verdim. Kitap Nâzım Hikmet'i anlatacak ve de çok çok çok satılacak, herkes de okuyacak bu kitabı... Açtım telefonu çocukluk arkadaşım, güvendiğim, hem kafasına, hem sanatçılığına, fırçasına güvendiğim Savaş Dinçel'e: - Böyle böyle, resimler misin? - Resimlerim... - Resimle öyleyse...

Resimledi Savaş... Sizin için. Bu kitabı ve bu kitapta Nazım'ı daha da çok seveceğinizi umuyorum... Birkaç en devrimci çıkıp: 'Nâzım'ı yazıp çizmek size mi düştü?' diyebilir. Yanıtım çok kısa: 'Hayır salt bize düşmedi. Ben yalnızca okumayan kişilere Nâzım okutmanın bir yolunu bulduğumu sanıyorum. Bilmiyorum bunu siz yıllarca hiç düşündünüz mü?' Evet sevgili okurlar, başlıyoooor... Savaş'ın dünya güzeli çizgileriyle kitabımız başlıyor...

Savaş ve ben mizahla uğraşır olduğumuzdan Nâzım'ın yaşamındaki birçok olaya da mizahçı gözüyle baktık. Zaten de öyle o mahkemeler, tutuklamalar falan, göreceksiniz ya... Güle güle okuyun bu kitabı ve Nâzım'ın ne denli güzel bir DÜNYA İNSANI olduğunu bir kez daha görün gözlerinizle...

Müjdat Gezen, 21 Haziran 1978, İstanbul. Çizgilerle Nâzım Hikmet, Yazan: Müjdat Gezen, Çizen: Savaş Dinçel, Cem Yayınevi, 1978.

FEZA KURKÇUOGLU fezakurkcuoglu@birgun.net

22/12/2007 derkenar:

 

 

           

Geri Dön(ANA SAYFA)