Geri Dön(ANA SAYFA)
68'in kadınları
18.5.2008-HURRIYET Ferai TINÇ

YAŞIMIZ ortaya çıkmasın diye değil, kimsenin aklına gelmediği için 68'in kadınları susuyor.

68'in 40'ıncı yılı televizyon ekranlarında, gazetelerde tartışılıyor ve kadınlar yok. Kimse de ne oldu bizim kadın arkadaşlara, "yoldaşlar "a demiyor.

Zamanında çok beğenilen ama benim tüylerimi hep diken diken eden o ünlü deyişiyle, "bacılar" akıllara gelmiyor.

Halbuki, bugün Türkiye'deki en güçlü ve gerçek sivil toplum hareketinin kökeninde o 68'li kadınlar var.

Savaşma seviş, Ho Ho Ho Şi Minh daha fazla Vietnam'dan, basma elbiseleri, uzun saçları ile geçip ve o güne kadar üzerlerindeki aile ve mahalle baskılarına baş kaldırarak, bağımsızlık, demokrasi ve eşitlik platformlarında, üniversite işgallerinde erkeklerle omuz omuza yer alan, halkın içinde erimek adına okullarını, ailelerini terk edip gecekondularda, fabrikalarda köylerde devrimci harekete "neferlik" yapan kadınların hiç mi söyleyeceği yok?

Bizim anlatacak çok şeyimiz var.

Hem 68 kuşağının eylemcileri olarak hem de kadın olarak aktaracak deneylerimiz var.

***

68
öncesi öğrenci hareketleri içinde en çok kadın, sol hareketlerde yer aldı. Sonraki yıllarda en fazla kadın yine sol harekette vardı. Halkın her kesiminden kadınlar, kocalarına ya da oğullarına çay taşıdıkları ve konuşulanlara kulak misafiri oldukları için değil, düzenlerini riske atarak, hayatlarından özveride bulunarak, en tehlikeli görevlere soyunarak ve militan olarak yer aldılar.

Tehlike lafını görüp, şimdi sol hareketi "şiddet" ile eşleştirmeye çalışanların, "aman gençliğe örnek olmasın" telaşına kapılanların yönlendirmeye çalıştığı gibi aklınıza bombalar gelmesin.

O zamanlar, soğuk savaşın en kızgın dönemlerinde, Rusya ile ABD'nin dünyayı kıyasıya paylaşmaya çalıştıkları günlerde Türkiye'de " bağımsızlık" tan söz etmek, işçi hakları köylünün durumu filan gibi en insani soruları sormak, hele de hükümeti, düzeni sorgulamak çok " tehlikeli "ydi.

Cumhuriyet Gazetesi okudukları için insanların otobüslerden indirildiği, kırmızı ışıkta gitar çalan gençlerin sorgulandığı günlerdi.

Kitapların en büyük tehlike sayıldığı dönemden söz ediyorum. Evimize ilk polis baskınında kitaplığımı altüst eden ve kız kardeşimle paylaştığım odamda Che Ğuevara posteri gören polisin babama "sen p.. misin?" diye hakaret ederek ikimizi birden Birinci Şube'ye taşıdığı günler. O, her zamanki gibi papyon kravat bleyzeri ile gelmişti polisle birlikte, beni bulunduğum bir toplantıdan almaya. Birinci Şube polisinin "Sen hangi örgüttensin?" sorusuna verdiği yanıt sonra dilden dile dolaşmıştı arkadaşlarımız arasında "Dev-Mor! ",

"Yani?" "Devrimci Moruklar" demişti babam. Biz, henüz Dev-Genç'tik çoğumuz.

Ve Sansaryan Han Mütefferika'da Jülide (Aral) ile ilk kez karşılaşmıştım o gecenin sabahında.

Bugün televizyonlarda Fahri 'yi (Aral) görüyorum sık sık 68'i anlatırken, "Neden Jülide hiç konuşmuyor?"

68'in kadınları yok muydu?

***

BİZLERİN
özgeçmişlerini dikkatle inceleyen çıktıysa eğer, hayatımızın en az on beş yılının boş bırakıldığını fark etmiştir. Üniversitelerin orta yaşlarda bittiğini de.

Ne yazacaktık ki? Gecekonduları, fabrikalardaki işçiliğimizi mi, remayöz ustalığımız, iplikçiliğimiz, örgütlenme çalışmalarımız, çeviri işlerimiz, gözaltılar, işkenceler, hapisleri mi yazacaktık?

Aslında bizi biz yapan yaşanmışlıklar onlar. Bazıları prim toplamaya çalıştığı için üzerlerinden, birçoğumuz boş bıraktık özgeçmişlerimizde o dönemi.

 

68'in kadınları (II) ve 78'inkiler
Ferai TINÇ- 19.05.2008 HURRIYET


KADINLARDAN mesaj geldi. "Devam et!"

"68'in kırkıncı yılında Türkiye, dünyayı sarsan bu deneyimi sadece erkeklerle tartışıyor, 68'in kadınları da vardı" diye yazmıştım dün.


O kadınlardan mesaj geldi. "Devam et. Hatta 78'in kadınlarını da yaz" dediler.

Haziran başında bir araya gelmek için "68 kadınlarının" kollarını sıvadıklarını da öğrendim.

Bugün Türkiye'de sivil toplum denince kadın örgütlerinin akla gelmesi kadın hareketinin bu derece güçlü oluşu tesadüf değil.

68'in ve 78'in kadınları var onun arkasında.

80 darbesinden sonra siyasetin tamamen susturulduğu o karanlık günlerinde, ellerine simitlerini alarak çay toplantısına gider havasında ve her köşe başında pusu kuran polisin gözleri önünden süzülüp evlerde bir araya gelen kadınlar attı Türkiye'de feminist hareketin ilk adımlarını

Sınıf baskısının yanı sıra, erkek egemen toplum baskısını ve bu baskının solu sağı olmadığını fark etmişlerdi.

Mücadelede omuz omuzalardı ama o zaman da erkekler konuşur, kadınlar susardı.

Bunu fark ettiklerinde, "feminist hareket" ten söz ettiklerinde ilk tepki "içeriden" gelmişti. Nasıl bir sinirlilik haliydi o hiç unutmayız. "Sol" u bölmekten tutun da hainliğe kadar bini bir para suçlamalar uçuşmuştu havada.

* * *

YILLAR
sonra, 78'de İslamcı hareket içinde yer almış olan bir kadın arkadaşım ile konuşurken, yaşadıklarımızın ne kadar benzeştiğini fark ettik.

"Bacı" formülü solda da vardı sağda da. Hareketin ayak işlerine koşan, erkeklerin yaşamını döndüren, evleri yaşanır hale getiren, çamaşırları yıkayan, yemekleri pişiren, yönetilen kadınlardı, bacılar. Devletin şiddetine, "arkadaşları "nı korumak adına önce feda edilenler.

Bunları daha fazla konuşmalı ve ortaya çıkarmalıyız demiştik ki tam, onlar iktidara geldiler.

Ve "Biz bazı şeyleri sorgulamayız" demeye başladılar.

Ne kadar yazık ki, türbanın en önemli kadın hakkı olarak erkekler tarafından ilan edilmesine suskun kaldılar, türbanları üzerinden siyaset yapılmasına ses çıkartmadılar.

Birlikte sorguladıkça ortaklıklar çoğalacaktı ve bugün Kürt hareketi içindeki kadınlar da bu tartışmaya katılacaklardı.

68 tartışmaları yeniden bir fırsat yaratır diye düşünmüştüm. Kadınların fark ettiği baskılar sorgulanmadıkça, ayrımcı egemen zihniyet ile yüzleşmedikçe hiçbir eşitlik, hiçbir demokrasi mücadelesinin anlamı yok çünkü.

Yanılmışım. Kadınlara kimse sormadı.

* * *

BUGÜN
19 Mayıs gençlik bayramı.

Bugün onlar değil, biz toplanıp stadyumlarda, elimizi şakaklarımıza koyup düşünelim.

Gençliğe karşı tek sorumluluğumuz onların sportif bir vücut yapısına kavuşmalarını sağlamak mıdır?

Kendilerini ifade edecekleri kanalları sunmak, onları dinlemek, eşit haklara sahip bireyler olarak akıllarına takılan her şeyi, bizim aklımızın ermediği her soruyu birlikte tartışmak, bunun ortamını yaratmak için hiç mi parmağımızı kımıldatmayacağız?

Onlara, 40 yıldır ne değişti ki, mi dedirteceğiz, yoksa 40 yılda epey ilerlemişiz mi?

68'in olumlu ya da olumsuz örnek olarak onlara ilham olmasını mı, yoksa 68'i aşmalarını mı istiyoruz.

Ne istiyoruz, elimizi şakaklarımıza koyu bugün hep birlikte yurdun stadyumlarında toplanıp düşünelim.

68'i, köhne bir zihniyetle, suçlama ve savunma kıskacı içinde tartışarak aşabilir miyiz?

Kadınları yok sayan zihniyetle her hangi bir aşama yapabilir miyiz?

Geri Dön(ANA SAYFA)